Poetika – Aristoteles

Bu aralar bir şekilde kendimi bir şiir ilgisinin içinde buldum. Şiir romantizm olarak algılanır genelde. Hayır romantik olduğumdan değil ama her kitap alışımda kitapların içinde bir şiir kitabı karıştırır oldum. Belki de okuduğum o kalın kitapların yorgunluğundan kaçmak içindir, ama kendimi başka bir yorgunluğun içinde buluverdim. Yeniydim bu şiir olayında, anlamıyordum şairleri yeterince. Belki bir okuma şekli vardır diye düşündüm, gözüme Poetika takıldı.
Doğru ya, şiiri Aristoteles‘ten daha iyi kim bilebilirdi. Her şeyi bilen adam o…
Yanıldığım iki nokta vardı… Aristoteles‘ten bu yana şiir çok değişmişti. O dönemde şiir demek şeklen bildiğimiz şiir olmakla birlikte içerik olarak daha çok drama ve trajedi hatta efsane anlamına geliyordu.
Bir diğeri, şiirin şekli üzerinde bulacağımı sandığım yorumlara bulamadım, çünkü yazar bunlara değinmekle birlikte bun içerikler tamamen dönemin şiirine has olarak ve öykü ve trajedi üzerine yoğunlaşıyordu.
Poetika kitabında aradığımı bulamadım çünkü beklentilerim farklıydı biraz, Aristoteles okuyarak Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı anlamak istedim ben. Yine de okuduğum ilk kitabı olması dolayısıyla, beklediğim Aristoteles çizgisini yakaladım.
Son söz olarak, eğer kitabı okuma niyetindeyseniz, önce kapak yazısını okuyun (can yayınları)

Mukaddime – İbn-i Haldun

Sosyoloji ya da tarih ile uzaktan yakından ilgilendiyseniz adını mutlaka duymuşsunuzdur bu adamın. 14. yüzyılda yaşamış bu büyük bilginin kıymeti ancak günümüzde bilinmeye başlanmıştır. Sebep? Çok basit adam zamanından 600 yıl sonrasını görmüş ve anlatmıştır.

Kimileri sosyolog der İbn-i Haldun’a kimileri ise demez. Çünkü onun zamanında sosyoloji biliminin henüz kurulmadığını bundan dolayı Haldun’un sosyolog olarak adlandırılamayacağını söylerler. Böyleleri büyük ihtimal onun kitabını okumayanlardır.

İbn-i Haldun, kitabı Mukaddime de sosyoloji ilmini kurmuş sınırlarını belirlemiş ve ona İlmi Umran adını vermiştir. Bize göre bir disiplinin bilim olabilmesi için sonunun -loji olarak bitmesi, isminin Latince olması ya da batıdan geliyor olması gerekiyor sanırım. Her neyse?

Mukaddime, kelime manası itibariyle giriş demektir. Yani İbn-i Haldun iki ciltten oluşan mukaddimeyi asıl kitabına giriş olarak yazmış ama bu giriş bir başyapıt haline gelmiştir.

Kitaba başlarken, amacı dönemin Kuzey Afrikasının ve Arapların tarihini yazmaktır İbn-i Haldun’un. Sonra kitabın içeriğini genişletmiş ve bildik tüm devlet ve milletlerden onların yaşayış tarzlarından yönetim sistemlerinden bahsetmiştir kitabında.
Kitabı okurken beni şaşırtan çok şey oldu;

  • Machiavelli’nin Prensinde anlatılanlar Mukaddime de anlatılmıştı. Yaşam tarzlarının ve yönetimde söz sahibi olabilme için belki bazen kaypakça hareketlerde bulunmuşlardır ikisi de. Yine de devirlerinin aranan adamları olmuşlardır çevirdikleri dolapların bilinmesine rağmen. Bir şekilde saygı kazanmışlardır. Bu konuda İbn-i Haldun’un çok daha ilerde olduğunu itiraf etmeliyim. Birbirlerinden etkilenmiş olmaları pek mümkün değil tabii.
  • Ya da Karl Marx’ın tezlerine yakın tezler yüzlerce yıl önceden bu adam tarafından dile getirilmiştir.
  • Ve şu an ismini sayamadığım onlarca büyük yazarın tezleri onlardan çok daha evvel bir şekilde bu kitapta bahsedilmiştir.
  • Daha da ilgincini söyleyeyim mi? Bu adamın Charles Darwin’e bile ilham kaynağı olmuş olma ihtimalini düşünüyorum zira asıl demek istediğini bilemesem de kitabında insanın maymunla ilişkili olduğuna dair bir sınıflama yapmıştır.

Kitabı okurken beni şaşırtmayan şeyler de vardı;

  • Mesela Arapların o günkü durumu. O zamanlar da böyle birbirlerini kesip dururlarmış , doğrusu hiç bir şey değişmemiş bunlar için.

Kitabın bendeki çevirisi Süleyman Uludağ tarafından hazırlanmış ve Dergah Yayınları tarafından basılmış. Tarafsızlığı konusunda şüphelerim var. Biraz İslamcı bakış açısıyla çevrilmiş olabilir. Yine de yaklaşık 200 sayfalık önsöz bölümünde güven veren bir yol izlemişler ve kitabın sadece bu bölümünü okumak bile sizin dağarcığınıza çok şey katacaktır.
Kitaplığınızda mutlaka olması gereken bir kitap. Okumadıysanız hemen listenize alın derim…

Ortaköy Palyaçosu – Onur GÖKDAL

Şiirden pek anlamam, “şiirden anlanır mı?”onu da bilmem. Ama şiiri hissederim, bir şiir okuduğumda kelimelerin kokusunu hissediyorsam, yüzümü buruşturuyorsa bazıları ya da derince bir nefes aldırıyorsa, o kokuyu bir kez daha çekmek istiyorsam içime; o şiir benim için iyi şiirdir.
Peki iyi şiir yazmak yetenek midir yoksa çalışmakla mı alakalıdır? Ben ikisinin de birleşimi olduğuna inanıyorum. Yarısı yetenek ve ilhamdır geri kalanı çalışmaktır şiirin, birazcık işçilik gerektirir, emek gerektirir.
Bu yönüyle genç şairlere getirmek istiyorum lafı. Her insan gençliğinde az çok şiir okumuştur ve yazmıştır. Çok azı bu şiirlerini paylaşabilmiştir, okuruna ulaşabilmiştir. Belki de bu yüzden yüzlerce şair binlerce şiir ki her biri bir yaşantı, bir duygudur, tarihten silinmiştir.
Bazıları şiirin ilham yönünü göstermiş ama emek yönünü ihmal etmiştir. Şiirlerinin peşine düşmemiştir onları geliştirmek yoluna gitmemiştir. Ve şiirleri lise yıllarında karşılıksız aşka yazılan dizelerden öteye gitmemiştir.
Onur Gökdal böyle bir şair değil, şiirin ilham yönüne de emek yönüne de gereken önemi vermiştir. Yolun başındadır ve bunun farkındadır ve önemli olan da bunlardır bence.
İlk kitabının adı, Ortaköy Palyaçosu. İlhamla yazdığına inandığım bu kitabını okumanızı tavsiye ediyorum, böylece şiirin emek kısmına bir şans vermiş olacaksınız.
Kitabı kitapyurdu.com’dan da satın alabilirsiniz:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=649182