Gazali vs Kant

Geçenlerde Gazali ve Kant felsefesini karşılaştıran bir kitap okudum. Kitap İngilizce ve felsefe kitabı olduğu için pek bir şey anladığımı söyleyemem. Ancak anlamadığım en mühim şey ise bu iki kişinin neden karşılaştırıldığı.

Felsefi olarak altyapı yetersizliğim var tamam, ancak yine de anladığım kadarıyla bu iki filozof birbirine hiç benzemiyor.

Gazali, gerçek mutluluğa ulaşmak için insanın aklını bir şeyhe teslim etmesinin gerektiğini söyleyen bir din adamı. Her şeyin ayet ve mucizelerle belirlendiğini, insana düşenin bir şeyh aracılığıyla bu düzene uymak gerektiğini söylüyor.

Kant ise, fiziksel dünyanın aklın sınırları içerisinde olduğunu, insanın araştırıp aklını kullanarak bu kanunları keşfetmesi gerektiğini söylüyor.

Uçurtma Avcısı – Khalid Hosseini

Uççurtma Avcısı bir dönem bolca reklamı yapılan, tüm dünyada 8 milyonun üzerinde satılan ve son olarak filmi de çekilen bir kitap.

Tüm bu özelliklere sahip olunca, pek roman okumadığım halde beni de cezbetti ve kitabı okumaya karar verdim.

Raflarda yıllarca süren tozlanma sürecinden sonra geçen hafta elime geçti ve okumaya başladım. Beklentilerimin yüksekliği mi desem, Kafka gibi bir yazardan sonra okumuş olma bahtsızlığım mı desem bilemedim. Ama hayal kırıklığına uğradım.

Uçurtma Avcisi

Uçurtma Avcısı, arka planında 1970’lerden günümüze Afganistanı resmeden bir arkadaşlık ve ihanet öyküsü.

Emir zengin bir ailenin tek oğlu, annesini doğum sırasında kaybetmiş. Hasan ise Emirin hizmetçisinin oğlu, ve Emirin arkadaşı. Bu iki çocuk nerdeyse tüm günlerini beraber geçirirler. Emirin babası, Hasanı Emirden farklı görmez ve Emire nasıl davranıyorsa ona da öyle davranır. Ancak Emir babasının ilgisine çok muhtaçtır ve zaman zaman Hasanı kıskanır.

Bu iki arkadaşın en sevdiği etkinliklerden bir tanesi uçurtma uçurmak, uçurtmaların bir birinin ipini kestiği uçurtma yarışmalarına katılmaktır.

Yarış sırasında ipi kesilip yere düşen uçurtmayı bulup almak da uçurtma avı olarak geçmekte ve yarışların en heyecanlı bölümlerinden birini oluşturmaktadır.

Bir gün bu yarışlar sırasında talihsiz bi olay yaşanır ve Hasanın başına kötü olaylar gelir. Emir ömür boyu yardım edebilecekken Hasana yardım etmemenin vicdan azabını yaşar.

Neyse hikayeyi uzatıp spoiler vermek istemiyorum. Hikayeyi neden sevmedim size onu anlatayım.

Kitabı neden sevmedim?

Hikayeyi sevmememin sebeplerinden bir tanesi kurgusu. Mükemmele yakın bir kurgusu var. Ancak bu mükemmellik bence hikayenin doğallığına zarar veriyor.

Görmeye alışık olduğumuz hollywood filmlerinin düzeyine indiriyor. Hani şu sonunu tahmin etmeye çalıştığınız, sizi şaşırtan ve sonunda bu kadar da olmaz dedirten.

Belki bu durum filmler açısından iyi bir durumdur bilemiyorum ama kitap için hiç de uyumlu değil. Bu kadar da olmaz dediğiniz an kitap büyüsünü kaybediyor. En azından benim için.

Bu kitabı sevmememin bir diğer sebebi de Amerikan hayranlığı. Afganistanın durumunu biliyorsunuz, yıllarca taliban diye bir belanın etkisi altında kaldırlar. Güya amerika gelip afganistanı talibanın elinden kurtarıyor.

Bununla da kalmıyor tabii, kitabın her sayfasında amerikam ürünlerinin reklamı yapılıyor. İnanın bana bir hollywood filminde bile bu kadar reklam göremezsiniz.

Son sebep ise, romanlarda dikkat çekmek için görmeye alışık olduğumuz sansasyonel imgelerin bolca kullanılması. Afganistan gibi ülkelerde çocuk tecavüzünün çok fazla olduğunu duymuştum. Ancak bunun roman boyunca gözünüzün önüne getirilmesi çok rahatsız edici. Belki rahatsız olmamız gerekiyordur bilmiyorum ama ben bu tür kitapları sevmiyorum.

Bir Kavganın Tasviri – Franz Kafka

Bir Kavganın Tasviri Kafkanın yaşamı boyunca yayımlanmamış hikayelerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış bir kitap. Dolayısıyla bir çok hikaye de yarım kalmış.

Yine de yarım olmaları etkileyiciliklerinden bir şey kaybettirmemiş. bildiğimiz Kafka çizgisinde, umutsuz, karanlık, yalnızlık kokan hikayelerle dolu bir kitap.

Bir Kavganın Tasviri

Kitaba adını veren Bir Kavganın Tasviri hikayesi bir adamın tanıdık biriyle bir gece yarısı çıktığı yürüyüşü anlatıyor.

Hikaye üç bölümden oluşuyor, birinci bölüm birlikte yürüdükleri normal dünyada geçiyor. İkinci bölümde hikaye sıra dışı ve gerçek üstü bir hal alıyor. Ve son bölümde hikaye birinci bölümün gerçekliğine dönüş yapıyor.

Hikayeyi sıradan bir olay mantığıyla okuyunca pek bir anlamı kalmıyor tabii. Çünkü bu hikayedeki her şey sembollerden oluşuyor. Sizin göreviniz ise bu sembollere değer vermek ve kendi hikayenizi oluşturmak.

İn

Kitaptaki son hikaye, İn adlı bir hikaye. Benim en çok aklımda kalan ve etkileyen hikaye de bu.

Bu hikayenin kahramanı yer altında kendi kalesini kurmuş bir yer altı hayvanı. Bu hayvanın tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz, klasik kafka tarzı.

Milena’ya Mektuplar – Kafka

Franz Kafka öyle bir yazardır ki, yazdıklarını tek okumada anlamazsınız. Hatta çoğu hikayesini okuduğunuzda iddiaya girerim ki ilk tepkiniz şu olurdu:”Ne okudum lan ben!”

Milena’ya mektuplar bildiğimiz Kafka çizgisinin dışındaki belki de tek kitaptır, çünkü ortada kurgu yok ve yazılanlar tamamen gerçek. Yine de Kafka kitaplarındaki o karamsarlığı ve karmaşık iç dünyasını yansıtıyor. Sonuçta Kafka.

Kafka’nın daha önce hiç bir kitabını okumadıysanız şu ana kadar ki yazdıklarım size saçma gelebilir, haklısınız ama ilginizi çekmeye başladıysa kitaplarını şu sırayla okumanızı tavsiye ederim; Babaya Mektup, Dönüşüm, Dava, ve diğerleri.

Böylece onun hakkında biraz bilgi sahibi olacak ve yazdıklarını daha iyi anlayacaksınız. İnanın bana buna ihtiyacınız olacak.

Kafkanın okuduğum son kitapları, Milenaya Mektuplar ve Bir Kavganın Tasviri. Bir Kavganın Tasviri hikayesini birazcık anlamak için onun hakkında yapılmış bir araştırmayı da okumak zorunda kaldım. Kafkanın nerdeyse tüm hikayeleri bu özelliğe sahiptir. Anlamak için gerçekten onu tanımalı ve geniş bir genel kültüre sahip olmalısınız.

Milena’ya Mektuplar

Milena Kafkanın kitaplarını Çekçe diline çevirmek için anlaştığı bir kadın. Bu iş mektupları zamanla aşk mektuplarına dönüşüyor. Bu mektuplar hakkında söyleyecek çok şey var mıdır bilmiyorum, ancak benim aklıma fazla bir şey gelmiyor.

Mektuplaşmalar 1919 baharında başlıyor ve nerdeyse Kafkanın ölümüne kadar devam ediyor.

Bu mektuplardan Kafkanın kişiliği hakkında çok şey öğreniyoruz. Milena bir mektubunda onu şöyle tarif ediyor.

Bir defasında bir dilenciye 1 lira verecekti ve bozuk parası olmadığı için dakikalarca kıvrandı. Ona bir lira yerine 2 lirayı tüm vermek aklına gelmedi. Ama aynı kişi benim için yeri geldiğinde gözünü kırpmadan binlerce lirayı harcayabilirdi.

Bu alıntı birebir alıntı değil. Aklımda kaldığı kadarıyla yazdım. Yine de Kafkanın kişiliğini çok iyi yansıttığına inanıyorum. Ve işin garibi kendime benzetiyorum.