İktidarın Kafasındaki Eğitim Reformu

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında 18 yıllık iktidarları boyunca fikri iktidarı gerçekleştiremediklerini söyledi. Ne demek istediğini anlamışsınızdır, kendi düşüncesini yeterince yayamadı ve kendi zihin yapısına uygun bir jenerasyon yetiştiremedi.

Bu söz üzerine yandaş gazetelerdeki bazı yazarlar eğitim reformunu dile getirmeye başladılar ve bu konudaki önerilerini sundular. Bu önerilere geçmeden önce bu iktidar döneminde eğitim alanında neler yapıldı onlara bakalım.

18 Yıllık İktidar Döneminde Yapılan Değişiklikler

Öncelikle imam hatip liselerinin ve meslek liselerinin önü açıldı. Bu bir şekilde bu okullarda okuyup da başka bölüm tercihi yapamayan öğrenciler için iyi bir haberdi.

Liseler 4 yıla çıkarıldı. Neden yapıldığını anlamış değilim, sokaktaki insan sayısını azaltıp bu şekilde suç oranını ve belki de işsizlik oranını azaltmayı hedeflemiş olabilirler.

İlköğretimi tekrar eski sisteme getirerek önce 4+4 yaptılar, yüzbinlerce sınıf öğretmeni norm fazlası oldu ve yer değiştirmeleri nerdeyse imkansızlaştı. Eski sistemden farkı 5+3 olmasıydı. Bu şekilde imam hatip ortaokullarını açma imkanını sağladılar.

İmam hatip ortaokul ve liselerinin sayılarını inanılmaz derecede arttırdılar, öyle ki çoğu öğrenci zorunlu olarak bu okullara gitmeye zorlandı.

KPSS sınav sistemini değiştirdiler. Eskiden sadece genel kültür, genel yetenek ve meslek bilgisi alanlarında sorular çıkarken bunlara alan sınavını da eklediler.

Öğretmenlik sınavına mülakat sınavını getirdiler. Böylece bu alanda torpilin yolu açılmış oldu. Okul müdürlüğü ve müdür yardımcılıklarının süresi 4 yılla sınırlandırıldı. Atanan okul müdürlerinin istedikleri kişilerle çalışması için gerekli düzenlemeler yapıldı. Bu sistem daha sonra biracık değiştirildi ve müdür yardımcıları tekrar sınavla seçilmeye başlandı.

Sözleşmeli öğretmenliği getirdiler. Sözleşmeli öğretmenliği kaldırdılar sonra tüm atamaları sözleşmeli hale getirdiler. Şu anki sistemde öğretmenler sözleşmeli olarak atanıyor ve ilk atamada 6 yıl yer değiştiremiyorlar. Sonrasında kadroya alınıyorlar ve yer değiştirme hakkı elde ediyorlar.

Sınav sistemini sürekli değiştirdiler, SBS, OGS, LGS… En son sınavın ismi ne oldu bilemiyorum ama şu anki sistemde öğrenciler sınava girmek zorunda değil, sadece proje okullarına girmek isteyenler bu sınava giriyor. Temel olarak 18 yıl öncesinin sistemi bu.

Önce tüm liseler anadolu liselerine dönüştürüldü, sonra tüm anadolu liseleri normal lise seviyesine indirildi en son proje okullarını çıkardılar. Bu şekilde yine 18 yıl öncesinin sistemine dönüş yapıldı.

Okul müdürlüklerine çoğunlukla imam hatip mezunlarını getirdiler. Başka nerelerde çoğunluğu sağladıklarını bilemiyoruz. Bu devir imam hatiplilerin devri oldu.

Neyi Başardılar?

Yapılan bu ve benzeri onlarca değişiklik AKP iktidarının kendi idealini yayması ve bu idealizme sahip bir nesil yetiştirmesi için yeterli olmadı. Bu sebepledir ki Erdoğan, fikri iktidarı gerçekleştiremedik dedi.

Peki eğitim sisteminde yapılan bu değişikliklerle ve tavır ve davranışlarıyla neyi gerçekleştirdiler?

Halk çıkarcı bir kimliğe büründü. Torpil yaptırıp bir yerlere gelmek isteyenler AKP ve yancılarına yanaştı. İki yüzlülük ve çıkarcılık temel karakter oldu.

Hırsızlık, yolsuzluk ve beş vakit namazı bir arada gören halkın dine inancı azaldı. Liselerde bile ateist ve agnostik öğrencilerin sayısı inanılmaz derecede arttı. Bunu diyanet işleri de itiraf etmiştir.

İktidarın Yetiştirmek İstediği Nesil?

Bu iktidarın yetiştirmek istediği toplum, dindar, din ile düşünen bir nesil. Bunu cumhurbaşkanının konuşmalarında bizzat görüyoruz. nitekim bir tanesinde dindar bir nesil istediğini itiraf etmişti.

Bu nesil aynı zamanda cumhuriyet değerlerine de düşman olmalı. Atatürk, ismet inönü gibi cumhuriyetin kurucu güçleri düşman olarak görülmekte. bunun yerine Abdülhamit gibi padişahların kahramanlığını benimsiyorlar. Halifelik de olmazsa olmaz hedeflerden. Pek itiraf edemeselerde saltanat da özlenen bir şey.

Bu düşüncede mutlak biat önemli. Lider ne derse o. O bir şey söylüyorsa doğru yanlış sorgulamaktan ziyade bir bildiği vardır şeklinde düşünmek gerekiyor. Zaten bunu rejim olarak başardılar, gün itibariyle her şey cumhurbaşkanının iki dudağı arasından çıkacak bir kelimeye bakıyor.

Neyse, AKP bunca güce rağmen istediklerini hale elde edememiş. Bu yüzdendir ki belki de saltanatlarının son döneminde bunu da başarıp öyle gitmek istiyorlar. Zaten bunu da başarırlarsa saltanatları devam edecektir. Bu yüzden 18 yıllık iktidarları döneminde hallaç pamuğuna çevirdikleri eğitim sistemini bir kez daha kökten değiştirmek istiyorlar. Bu defa hiç bir itiraza pabuç bırakmadan tam olarak istedikleri köklü değişiklikleri yapmak.

Bakalım yandaş yazarlara göre bu değişiklikler neler olmalıymış?

Neyi Değiştirecekler?

İktidarın tarif ettiği sistem diğer her şeyde tarif ettikleri gibi “yerli ve milli” bir sistem olmalıymış. Diğer alanlardaki yerli ve milli kavramlarını görünce insan şöyle bir ürperiyor. Elimizde yerli bir tek tarım ve tekstil vardı, sonucu görüyoruz, an itibariyle tahıl ithal eden bir ülke konumundayız.

Bunların tarifiyle yerli ve milli olmak demek batıdan gelmemeli demek, onun dışında doğudan, güneyden gelebilir. Eski medrese sistemini arzuladıkları bunun da ötesine giderek eğitimin tamamında kendi ideolojilerini açıkça empoze etmek istedikleri çok açık.

İktidara geldiklerinden beri yaptıkları en önemli değişikliklerden bir tanesi atanan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmen sayısını arttırmak oldu. Buna paralel olarak ders sayısında da artış oldu. Direk olarak değil tabii, dolaylı olarak. Seçmeli derslerin arasına, Peygamberin Hayatı, Siyer, Arapça gibi İslami dersler koydular. Siz de bilirsiniz ki MEB ortamındaki seçmeli dersler gerçekten seçmeli değildir. Öğretmen varlığına göre dersler okul idaresi tarafından seçilir. Çoğunlukla hangi derslerin seçildiğini siz tahmin edin.

Milli Eğitim Bakanlığı diyanet işleri ve özel vakıflarla bir çok mutabakat imzaladı. Bu mutabakatlarla bu dernek ve vakıfların ve diyanetin de eğitim işlerine karışması sağlandı. Okullarda imamların bir çok seminer ve sunum yaptıklarına şahit olduk. Burada bir sorun yok tabii, sivil toplum örgütlerinin de eğitimin bir parçası olmasına karşı değilim. Burada anlatmak istediğim bunların kimin amacına nasıl hizmet ettiği.

Tüm bu yapılanlar, itiraf ettiklerine göre, işe yaramamış gibi duruyor. Atılacak sonraki adım ise müfredatı değiştirmek gibi duruyor, sanki değiştirmediler gibi.

Var olan müfredat milli ve yerli değil onlara göre. Bir kere fullbright anlaşması ile abd nin milli eğitim üzerinde bir dayatması olduğunu düşünüyorlar. Ben bu konuda emin değilim, detayları isteyen araştırabilir. Rahmetli Sinan Oktay da bu konulara çok değinmişti. Bu konuda haklı olabilirler.

İlk iş olarak bu anlaşmadan çekilme taraftarılar.

Sonrasında ise müfredatı milli ve yerlileştirmek istiyorlar. Daha da detaylandırmak gerekirse Fen bilgisi, sosyal bilgiler gibi dersleri de din kültürü gibi Allahın hikmetini gün yüzüne çıkaracak şekilde değiştirmek istiyorlar.

Peki bu şekilde bir yere varabilirler mi? Milletin kültürel genetiğiyle oynayarak istedikleri dindar nesli yetiştirebilirler mi?

Cevap malesef hayır. Bu hükümet z kuşağına o kadar kötü örnek oldu ki artık onlara örnek olması istedikleri ideolojiye göre yönlendirmesi mümkün değil. Zaten sonuçlar ortada, okullarda hiç olmadığı kadar dini dersler var, belki matematikten, fen bilgisi derslerinden daha fazla sayıda. Ama malesef aynı okullarda hiç olmadığı kadar ateist öğrenci yetişiyor.

Yanlış nerde? Nerde hata yapıyorlar?

Bir kere her şeyi çok açık ve net bir şekilde yapmaya çalışıyorlar. Güç ellerinde olduğu için istedikleri her şeyi güç kullanarak yapabileceklerini sanıyorlar. Millet imam hatip istemiyor, zorla imamhatip açıyorlar, din derslerini istemiyor sayılarını arttırdıkça artırıyorlar gibi… Bu da ister istemez karşı tepki oluşturuyor. Millet tam zıt değerlere daha çok sarılmaya başlıyor.

İşin bir başka boyutu da bu iktidar döneminde din ile ahlaksızlık arasında kurulan alakasız bağlantı. Normalde alakasız ama gerçekte değil. Demek istediğim, hırsızlıkla, yolsuzlukla, şiddet ve tecavüz olaylarıyla din yanyana geliyor sürekli. Böyle olunca da insanların dinden soğuması ve alternatif yollar açıklamalar araması gayet normal.

İktidarın gözden kaçırdığı başka nokta ise iletişim. İnternet ve sosyal medyaya olabildiğince hakim olmaaya çalışıyorlar. Genelde de istediklerini hemen kaldırtabiliyorlar. Ancak yine de başarısızlar. Ana akım medyanın yerini youtube kanalları aldı, insanlar artık haberleri dizileri youtube dan izliyor. Böyle olunca da kontrol ettikleri onca kanal, gazete dergi boşa düşüyor. Zaten bu kesimin iktidarın sözcüsü olduğu bilindiği için itibar da görmüyor.

Sosyal medyada ateist oluşumlar gayet aktif bir şekilde kendi ideolojilerini yayıyorlar. Ve destek de görüyorlar. Yani sonuç olarak iletişim kanalları da tüm hakimiyete rağmen hükümetin aleyhine çalışıyor.

Peki ne yapmalı?

İktidar kültürel egemenliği ele geçirmek için ne yapmalı? İdeolojisini nasıl yaymalı? Tabii ki böyle bir şey istediğimden değil ama nerde hata yaptıklarını özetlemek adına bu soruyu soruyorum.

Milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakıp samimi oldukları zaman, beş vakit namaz kılıp milletin gözü önünde hırsızlık yapmadıkları zaman, adaleti sağladıkları zaman, yönetimde sistemli ve dengeli bir anlayış getirip diktatörlüğün cazibesinden uzaklaştıkları zaman belki bunu başarabilirler. Çünkü halk artık haklı olarak siyasilerin ne söylediğine değil, ne yaptığına bakıyor ve ona göre yolunu seçiyor.

Yorum yapın