Prens – Machiavelli

Kendisi hakkında çok şey duyduğum ama son ana kadar da okumadığım bir yazardı Machiavelli. Kitabının konusu zaten ben hemen okumalıyım cinsinden bir konu, yine de halk tarafından pek ilgiyle karşılanmadığı aşikar. Çevremde kitabın namını bilen çok az kişi var…
Kitabın konusu bakış açısına bağlı biraz da. Şöyle ki yöneten kesimin gözünden bakarsanız konu: “Nasıl Yönetilir?” Yönetilenler açısından yani bizim açımızdan bakarsak :” Nasıl uyutuluyoruz ya da Biz neyi?” Bu açıdan durum biraz karışık…
Kitap Hakkında Düşüncelerim
Öncelikle yazarın hayatını okuduğumda, tamamen hayal kırıklığına uğradım. Çünkü karşımda krallara bile öğüt verebilecek bilgelikte, ağır oturaklı ve onurlu bir kişi bekliyordum. Ama karşılaştığım kişilik, yönetimle ilgili bir yerlere gelebilmek için çabalayan ve gerekli kişilere yalakalık yapmaktan çekinmeyen bir kişilik buldum. Zaten bu kitabı da birşeyler elde etmek beklentisiyle zamanın prensine sunuyor.
Sonraki, düşüncem şu oldu, bu adamın verdiği öğütler kesinlikle tutulmalı zira bu adam istediklerini elde etmekte oldukça başarılı bir adam, zaman zaman talihsizlikler yaşamış olsa da işin sonunda vazgeçilmez olmayı başarıyor.
Bu kişiliğe sahip biri bizim tarihimizde de var aslında. İbn-i Haldun. O da zamanın yöneticilerinin arkasından zaman zaman dolaplar çevirmesine rağmen vazgeçilmez olmayı başarıyor.
Machiavelli, bu kitapta zamanın krallarına halkın nasıl yönetileceğini anlatıyor. Halka nasıl davranmalı ki, halk bir taraftan kraldan korkarken diğer taraftan onu sevebilsin.
İşte kitapla ilgili tartışmalar da burada başlıyor çünkü yazar kralın yapması gerekenleri sıralarken ahlaki değerleri es geçiyor. Aslında olanı anlatıyor olsa da bunun gösteriş budalası muhafazakar kesime kabul ettir. Mesela diyor ki, kral halka bol bol söz vermelidir ama asla tüm sözlerini tutmak gibi bir hataya düşmemelidir. Ya da, kral pis işleri başkalarına yaptırmalı, halkın hoşuna gidecek işlerii bizzat kendisi yapmalıdır….
Ve bunun gibi binlerce öğüt sıralıyor.
Kitabı okurken aynı prensiplerin hala geçerli olduğunu ve halk üzerinde acımasızca uygulanmakta olduğunu hissediyorsunuz…
Kitap Şiddetle tavsiye listesine giriyor…
Kitapta Altını Çizdiğim Satırlar

  1.  İnsanlar her defasında daha iyisini bulacaklarını umarak hevesle efendi değiştirirler. (Sayfa 42)
  2. Teban, şikayetlerini doğrudan dile getirebilecekleri bir prens olmasından hoşnutluk duyar. (Sayfa 44)
  3. İnsanları okşayacaksın ya da tepeleyeceksin; aslında, hafif hakaretlerin öcünü alabilirler ama ağırlarına güçleri yetmez; o yüzden bir insana yapılacak hakaretin derecesi onun öç almasından korkulmayacak kadar olmalıdır. (Sayfa 45)
  4. Cumhuriyetlerde ise tam tersine, yaşam, nefret, öç arzusu mayalanır durur. (Sayfa 57)
  5. İşte bunun içindir ki tüm silahlı peygamberler muzaffer olmuşlardır. (Sayfa 60)

Nasıl Yönetilir?

Machiavelli, tamamen şehir devletlerden oluşan zamanın italyasında, prenslikler nasıl yönetilmeli konulu bu kitabını devlet  yönetiminden küçük bir pay almak umuduyla prens Lorenzo Mediciye ithaf etmiştir. Ne var ki prens aynı anda kendisine hediye edilen bir av köpeğine daha fazla ilgi göstermiş ve yazarımızın hevesi kursağında kalmıştır.
Bu bilgileri kitabın sunuş kısmında edindiğimde Machiavellinin kitabı hakkında edindiğim “ahlaksız” önyargısı bizzat Machiavelli için geçerli oldu. Yazarı bu davranışından dolayı çok çıkarcı buldum. Diğer taraftan kitabı okurken de kitap hakkında dillendirilen eleştiriler soldu gitti. Çünkü kitapta yönetmek için ne yapılması gerektiği anlatılıyordu ve başkalarının ahlaksız dediği şey de tam olarak şuydu: ” Daha fazla kan dökülmemesi için gerektiğinde kan dökmelisin.” Bana gayet masum geldi.
Anladığım kadarıyla bir devleti (prensliği) yönetmek için şu özelliklere sahip olmak gerekiyor:

  • Hem zengin kesimin hem de halkın desteğini ve sevgisini kazanmak, İkisi arasında çatışma olduğunda ise halkın desteğini almak gerekli.
  • Halkın nazarında hem korku salmak, hem de onların saygısını kazanmak şart. Bunu yapmak içinde zalimlik unsurunu yerinde ve zamanında kullanmak gerekiyor.
  • Halka ve zengin kesime bol bol söz vermek ve verilen sözlerin tamamını tutmamak gerekiyor.
  • Sağlam bir ordu oluşturmak, ve ordunun gözünde saygı kazanmak gerekiyor.
  • Pis işleri yapmak gerekiyor ama bunları başkalarına yaptırmak ve güzel işleri bizzat yapmak ve yaymak gerekiyor.

Nasıl uyutuluyoruz?

Kitapta halkı manipüle etmenin ne kadar kolay olduğu söylenmese de ima edilmiş. Bunu başarmak için şunları yapmak yeterli:

  • Barış zamanlarında halkı sürekli devlete muhtaç tutmak.
  • Halkı çok fazla sık boğaz etmemek.
  • Arada bir halkın dudağına bal sürmek.
  • Çok söz vermek ve sözünü tutmamak.
  • Çok iyi kalpli olmamak.
  • Zalimlik yapıp halkın gözünü korkutmak aynı zamanda saygısını kazanmak.

Kitabı bitirdikten hemen sonra aklımda kalanlar bunlar. Siz okudunuz ve aklınızda bambaşka şeyler kaldıysa yorum kısmını kullanabilirsiniz…

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda – Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdilin son kitabıdır ve an itibarıyla okuduğum son kitaptır.
Kendisinin gazeteci olması ve özellikle hürriyet gazetesinde yazıyor olması bazı şeylerden çekinmek, hemen atlamamak için yeterli bir sebeptir. Ama kendisi Türkiyenin en çok takip edilen köşe yazarlarından birisidir ve bu yönüyle yazdıkları değerlidir. Okunulası tarafı vardır ve yüksektir.
Son kitabında AKP iktidarının icraatlarını yazmıştır. Yaşınız 25 30 civarıysa, yazdıklarında olağanüstü bir şey bulamayacaksınız. Çünkü anlatılanlara bizzat şahit oldunuz ve bu yorumların tamamını olaylar esnasında canlı olarak dinlediniz veya okudunuz.
Buna rağmen kitlesel iletişimin üzerini örttüğü, gizlemeye çalıştığı bazı olayların olduğunu söylüyor, insanların yönlendirildiğini, kullanıldığını veya kandırıldığını söylüyor. Olayların boyutunu büyüklüğüne vurgu yapıyor. Katılıyorum ve yazdıklarının bir çoğunda haklı olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman bazı konuların sadece muhalefetlik olsun diye kitaba eklendiğini hissettirmedi değil ama istisna.
Özellikle son bölümlerde işin gerçekten ustalık dönemi ürünü olduğunu, olayların büyüklüğü ve yoğunluğundan dolayı hissettiriyor. Bazen hayran da kalıyorsun bu kadar büyük işler nasıl başarılıyor diye.
Yılmaz ÖZDİL kitabı gazete arşivlerinden geleceğe arşiv olsun diye derlediğini söylüyor. İyi düşünce, keşke derlemeyi sadece gazete arşivlerinden yapmasaydı. Sonuçta medyanın nasıl yönlendirilip kullanıldığını kendisi söylüyor ama asıl sebep bu değil. Keşke araştırmalarını medyada çıkan konuların ötesine taşıyıp, sadece gazete arşivleri yerine daha somut kanıtlarla daha somut örnekler sunsaydı.

Öldür Kendini!

Uzun zamandır içinde bulunduğum ruh halini anlatacak kelimeler bulamıyordum. Hala bulamıyorum ama kafamda bazı şeyler şekillenmeye başladı. Bazı kelimeler bazı olaylar belirdi köşelerde bir yerlerde. Unutmadan yazmalı dedim…
İşte yazıyorum.
Aslında durumu bir kaç kelime ile özetlemek pek tabii mümkün; karmaşa, isyan, güvensizlik ve şaşkınlık. İşte bu kelimeler benim haleti ruhiyemi çok güzel özetliyor bunlara belki de çaresizlik kelimesini de ekleyebiliriz.
Karmaşa: bu durum aslında herkeste olması gereken bir özellik diye düşünüyorum. Türkiyenin ve dünyanın içinde bulunduğu yalan ve dolanlarla dolu nefret katkılı karmaşık ortamı düşünürsek, daha doğrusu ben düşünürsem, insanların kafasının çok net olması bence o insanın sorunlu olduğunu gösteriyor. (her konuda net olmak değil tabii bu)
Gezi olaylarını düşünün; Türkiyenin ikiye bölünüşünü görün. Bunu bizzat yapan kişiyi tanıyın. Dış kuvvetlerin etkisiyle çarpın. Anlayabildiğim tek şey ortada büyük oyunların döndüğü, hissettiğim tek şeyse bu oyunda kimsenin masum olmadığı. Komplo teorilerini bir kenara bırakıyorum. Televizyon kanallarının yaptıkları, gazetelerin ve medya kuruluşlarının tavrı, bizzat başbakanın yangına körükle gider hali, insanların çırpınışı, olayların yoldan çıkması amaç değiştirmesi, tam bu arada geçen petrol yasası, yapılan anketlerde AKP oylarının artması, esnaflar palalıl saldırganlar, ajanlar, duran adamlar, gülen adamlar, yalanlar. yalanlar, yalanlar…
Karmaşa benim için yeni bir ruh hali değil, ama bunun bir politika olduğunu sezmem yeni. Ama tüm bunlara rağmen insanların kendinden çok emin olması da bende başka bir ruh hali yaratıyor: şaşkınlık
Ortada dolanan yalanlar, koskoca gazetelerin uyduruk resimlerle haber yapması, sosyal medyada çıkan uyduruk fotomontajlar, bizzat başbakanın söylediği ama bir türlü kanıtlanmayan sözler (camide içki içildi)… Bunların bende oluşturdupu etki; Güvensizlik
Tüm bunları hissedip de isyan etmemek insanlığın kendi doğasına aykırı. Ama görüyorum ki insanlar bataklığa düşmüş gibi. Bir şeylere inansalar oyunun içindeler, inanıp bir şeyler yapsalar bizzat oyuna alet oluyorlar… Benim gibi yapsalar, hiç bir şeye inanmasalar (insan için huzursuzluk demektir) yine oyuna alet oluyorlar çünkü bu da beklenen ve istenen sonuçlardan bir tanesi; kafası karışık ne yapacağını bilmeyen insanlar yetiştirmek… Sonuç: artık yapılacak hiç bir şeyin kalmadığını anlarsın ve karşı konulamaz ruh hali çaresizlik.
Kaçınılmaz bir depresyon… Sığınacağın tek bir yer kalır aslında ama bu oyunlar onu da kirletmiştir: din. Onu da istedikleri gibi kullanıp manipüle ederler. Allah adını ağzından düşürmeyenlere bakarsın, 5 vakit namaz kılanlara (haşa bir genelleme söz konusu değil, sözüm çok göz önünde olup bitenlere yoksa herkesin dini kendine), ulan dersin bunlar müslümansa ben değilim, Din sana kişilere  takılmamanı bas bas bağırır nafile.. İnsanda bilinçaltı denilen bir şey var azizim ister istemez etkilenirsin…
Din adına körüklenen nefreti görürsün… Daha dün dini kurallara uygun hareket eden bir kanalımızdaki Ramazanı Şerif kutsaliyeti içinde yapılan bir iftar duası gördüm, müslüman olmaktan utandım. Adam şöyle diyor, “Allahım, düşmanlarımızı kahret, onları lanetle, üzerlerine bilmem neler yağdır.. Bizleri cennetinle nurlandır, hurilere nurilere karıştır vs…”
Bunu yaparken yüzünde bir nur. Bir gülümseme.. Adam sanki bir melek. Ulan be Adam, Allahın Peygamberi (S.A.V.) bile, Allahım bunlara hidayet eyle, kalplerine sevgi saygı hürmet koy… Diye dua ederken nedir sendeki bu nefret. Nedir bu kin?
Biter mi bitmez. Bakıyorsun dünyaya… Sadece lanet olası müslüman ülkelerde savaşlar var, sadece oralarda karmaşa… Bakıyorsun Avrupaya, Amerikaya, adamların tek derdi çalışmak, okumak, öğrenmek, gezmek, eğlenmek…
Bire doymayasacılar, nedir ulan sizin derdini? Dünyayı versek uzayı istersiniz, uzayı versek nerde gerisi dersiniz? Üç yaşında çocuğun bile görüp idrak edeceği bir şeyi 1 milyar müslüman anlayamıyor….
Sonuç: Çaresizlik. Bizden bir halt olmaz diyorsun…
Ama yok mu eskilerden kalan güzel özellikler? Var tabiii.
Spor programların ikisinde, tesadüf aynı gün, iki tane siyahi futbolcuyla röportaj yapılıyor. Ne tesadüf benzer konular benzer sorular. Sorulardan bir tanesi; bir maçta siyahi bir oyuncuya yapılan ahlaksız ırkçı hareket. İkisi de aynı şeyleri söylüyor: Bu istisnai bir olaydır. Türkiye de insanların ırkçılık yapması mümkün değil, aksine bize çok çok iyi davranıyorlar.
Daha da fazlası bu siyahilere kadınlı erkekli sempati ile baktığımız doğrudur 🙂
İşte diyorum. Hala bir şeyler var, bize ait, bize has güzel huylar… Bir ümit doğuyor ister istemez. Gözlerin yaşarıyor…
Son Sözler
Yukarda anlattığım durumlardan dolayı yine yukarda anlattığım ruh hallerini yaşadım. Çareyi tüm bunlardan uzaklaşmada buldum. Televizyonu kapattım, interneti kestim. Bir süre kendimle başbaşa kalmayı denedim. Okudum okudum okudum… Sonra midem bulandı.
Neden ulan dedim… Bir baktım elimdeki kitap Orhan Pamuk’un… Hemen attım elimden. Bu kitaplar, tek derdi dünya aşk meşk sağcılık solculuk orta yolculuk olan zırvalıklar midemi bulandırdı. Sonra eski bir dostu gördüm tozlu raflarda. Mevlananın Mesnevisi. Bana içinde aldatma, yalan dolan, kişisel çıkarlar ihtiraslar, şehvetin olmadığı, aşkı sadece gerçek aşkı anlatan bir şey lazımdı. İşte bu o dedim.
Mesnevi.
Bana diyordu ki Mesnevi:
Kapat televizyonu radyoyu interneti… Hatta kulaklarını ve gözlerini de. Işıkları da kapat. Kendine dön, özüne dön ve içindeki ışığı aç… Bedensel isteklerinin hepsini bir kenara bırak. Öldür kendini. Öldür nefsini…
Çünkü kendini öldürmeden O’na ulaşamazsın…

Dostoyevski'yi Anlamak

O kadar güzel başlıyor ki kitap, “lan” diyorsun, “tek değilim bu dünyada benim gibi başkaları da var hatta taa Allahın rusyası bile benim gibi insanlarla dolu. Hatta baksana sanki Dostoyevski bile benim gibi biri, benim gibi düşünüyor, benim gibi davranıyor hatta kitabında yazıyor. Kesin kendisini anlatmıştır burada ve bu karakter tıpkı benim.” diyorsun.
O kadar güzel anlatıyor ki modern zamanın delisini modern olmayan yıllarda dostoyevski, kendinden birşeyler buluyorsun, hatta kendini buluyorsun “yer altından notlar”da. Seviniyorsun içten içten, az önce yazdıklarımı aynen beyninden geçiriyorsun belki de.
Bunu dostoyevski de biliyor ve seni dünyanın en acımasız gerçeğine savunmasız bir şekilde hazırlıyor, çünkü vuracağı tokat belki çok sessiz olacak ama çok acıtacak.
Sen modern zamanın delisisin diyor, çünkü benim anlattığım deliyi kabullendin. Sen bir delisin diyor evet ve kendine sormadan edemiyorsun. “lan ben deli miyim?” Sonra Antony hopkinsin o meşhur repliği geliyor, “hiç bir deli ben deli miyim diye sormaz” diyorsun kendini avutuyorsun.
Dostoyevski vuruyor tokatı, sen delisin diyor, kafan karışıyor. işin içinden çıkamıyorsun, dostoyeskinin delisinin yaptığı, düşündüğü herşeye katılıyorsun. ben olsam aynısını yapardım diyorsun. Ama son hareketini anlamıyorsun, kendini orada ayırıyorsun delilikten, ben bunu yapmazdım diyorsun.
Ama nafile, anlamaya çalışıyorsun dostoyevskiyi… Aslında kendini anlamaya çalışıyorsun farkında değilsin…

Ölmeden Önce Okumanız Gereken 40 Güzel Kitap Tavsiyesi

İnsanlığın tüm birikimi kitaplarda saklı. Binlerce yıldır yazılmış ve yazılmakta olan kitapları düşünün, dünya klasiklerini, Türk klasiklerini düşünün. Okunması gereken ne kadar çok birikim, ne kadar çok kitap var değil mi?

Malesef, tüm bu kitapları okumak ve tüm bu birikimi elde etmek için yeterli zamana sahip değiliz. Kısıtlı bir ömrümüz var, dolayısıyla da kitapları seçerek okumamız gerekiyor. Burada da başkalarının yaptığı kitap tavsiyeleri bize yardımcı oluyor.

Ben de okuduğum kitaplardan beğendiklerimi bir araya getirerek bu kitap tavsiyesi listesini oluşturdum. Beğenilerimiz farklı olsa da bu kitaplardan öğreneceğiniz çok şey olduğundan eminim.

40 Harika Kitap Tavsiyesi

İnternette sörf yaparken çok rast gelmiştir “Ölmeden Önce Yapılması Gereken 100 Şey” gibi listelere. Ben de rastladım ama doğruyu söylemek gerekirse hiç ilgimi çekmedi. Bunla ilgili kitapların bile olduğunu biliyorum ki, itiraf etmeliyim ki ilgisizim.

Ama bir yerlerde “Ölmeden Önce Okunması gereken 100 Kitap” listesini gördüğümde ben neden kendimce böyle bir liste yapmıyorum dedim. Biliyorum belki o kadar kitap bile okumamışımdır ama bir bahane olur değil mi 🙂

Liste hakkında bilmeniz gerekenler;

1. Bunlar benim okuduğum kitaplar arasından seçtiklerim, kim bilir okumadıklarım arasında ne şaheserler var. Sizin bildiğiniz varsa yazmaktan çekinmeyin…
2. Liste de sıralama çok da önemli değil, her kitabın ayrı bir değeri var benim için.
İşte başlıyorum…

1. Yer Altından Notlar – Fyodor Dostoyevski: İnsanın iç dünyasını, özellikle melankolik, karmaşık, içe dönük insanın iç dünyasını anlamak zordur. Tahmin edersiniz ki anlatmak daha da zordur.

Dostoyevski bu kısacık kitabında insanın iç dünyasını resmetmiştir bence. Hem de genel kanının aksine bu özel bir insan tipi değil, aksine genel olarak ve günümüz insanının iç dünyasını anlatmıştır. Kabullenmek biraz zor olacak ama okurken muhakkak kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

2. Bu Ülke – Cemil Meriç: Körü körüne kendi geçmişini öven çok insan var. Sayıları azalmakla birlikte çevrenize baktığınızda görebilirsiniz. Bilmişlik taslayıp kendi milletine sırt dönen onu aşağılayarak bundan nemalanan insanlar da çok. Sayıları oldukça fazla ve her yerde bulabilirsiniz. Ama bu kadar tarafsız kendi milletini eleştirip, her söylediğini kanıtlayarak milletinin başından geçenleri anlatan kişi sayısı oldukça azdır. Cemil Meriçin Bu Ülke adlı kitabında yaptığı tam olarak budur.

3. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski: Aslında listeyi kısa kesip ilk yüze Dostoyevskinin tüm kitaplarını da yazabilirim. Bunu yapmıyorum ama Dostoyevskinin bu başyapıtını ilk sıraya koymadığım için suçluluk da duyuyorum. Ben tembel bir insanım, Yer Altından Notlar da kısa bir kitap, belki bu durumu açıklar…

4. Faust – Geothe: Okuyalı çok uzun zaman oldu belki ama şeytanla insanın o çok uzun macerasını anlatan bu kitap listemde her zaman üst sıralara aday olmuştur. Üstadın kırk yılını alan bu kitabın özellikle ilk cildi kimsenin itiraz edemeyeceği bir şaheser…

5. Ölü Canlar – Gogol: Tarzını en çok sevdiğim yazardır aslında. Cervantese benzer tarzı ama bir farkı vardır, okurken ölesiye güldürür ama kitabı bitirdiğinizde görmüş olduğunuz manzaraya oturup saatlerce ağlamak istersiniz. Ölü canlar bence böyle bir kitaptır.

6.Bir Delinin Hatıra Defteri – Gogol: Yine Gogol, bu kitabını okuyalı çok zaman oldu. Konusunu hatırlamakla birlikte vermek istediği mesajı hatırlamıyorum. Her ne olursa olsun listeye alınacak bir kitap.

7. Sosyal Zeka – Daniel Goleman : Biraz karışık, çok bilimsel aşırı jargon bir kitap, evet ağır bir kitap ama baş köşeye koyulası, tekrar tekrar okunası psikoloji bilimine yeni bir bakış getirmiş, psikolojide yeni bir alan açmış bir kitap.

8. Duygusal Zeka – Daniel Goleman: Ayrı bir açıklamaya pek gerek yok aslında, insanı tanımak, insanlar arası ilişkileri tanımlayıp bu konuda kendini geliştirmenin mümkün olduğunu söyleyen bir adamın kitabı mutlaka okunmalı.

9. Hitler’in Psikopatolojisi – Walter C. Langer : Çok taraflı ve kasıtlı yazıldığı belli olan psikolojik bir rapordur aslında ama amaç insanı anlamak, psikoloji bilimini anlamaksa mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir.

10. Zar Adam – Luke Rhinehart: Açık konuşayım, ben bu kitabı okuduktan sonra ortadan ikiye ayırıp parçalarını yokettim. Kitabın kapağında da yazdığı gibi çok tehlikeli bir kitap. Okurken dikkatli olunuz ve çocukların ulaşamayacağı bir yerde saklayınız.

11. İnsan Ne İle Yaşar – Tolstoy : Büyük üstad bu kitabında diğer kitaplarından daha bir yoğun şekilde hayata dair dersler veriyor. Okurken kendinizi farklı hissedeceksiniz. Bu kitabı çocuklara yakın tutabilirsiniz hatta ilk okumaları gereken kitaplardan bir tanesidir çocukların.

12. Beyaz Geceler – Dostoyevski: Aşk kitabı, romanı, hikayesi deyince aklınıza ne gelir bilmem ama benim aklıma hep bu kitap gelir. Şehir insanıysanız ve neymiş bu aşk bir bakayım diyorsanız bu kitap bence birebir…

13. Mesnevi – Mevlana: Mevlana tüm dünyada tanınmış ve her kesimden gurur duyduğumuz, felsefesine hiç düşünmedn bize bildirildiği kadarıyla katıldığımız, ve çok azımız dışında örneğin Orhan Pamuk, sevdiğimiz bir tasavvuf erbabımız. Ama Allah aşkına kaçımız onun felsefesini gerçek anlamıyla biliyoruz, kaçımız onun başyapıtını ;Mesneviyi okuduk. Cevap oldukça az kişi…

Hayatımda okuduğum en farklı kitaptır, diğer kitaplar bir şekilde insanın mantığına ve melankolik dokusuna hitap ederken bu kitap insanın çok fazla tatmadığı huzur ve teslimiyet duygularına hitap eder. İnsanın direk kalbine hitap eder ki okurken kendinizi tarifi imkansız bir huzurun ve mutluluğun içinde bulursunuz…

14. Böyle Buyurdu Zerdüşt – Nietzsche: Nietzsche deyince çoğunuzun aklına kaçık bir adam, ya da ilahlaştırılmış bir filozof gelir. İkisi de yersizdir bence, Nietzsche mükemmel bir şairdir. Şiirsel bir dille yazdığı bu felsefe kitabı, üstinsan ya da süpermen ideasını anlattığı bu kitap mutlaka okunması gerekenler arasındadır bence…

15. Plevne Savunması 1877 (The Defence of Plevna 1877) – Frederick William von Herbert: Bu uzun zaman önce ingilizcesini okuduğum, Türkçesini bulması zor bir kitap. Kozan Karacaoğlan Kütüphanesinden tesadüfen bulup okudum. Yıllar sonra tekrar okumak için aradım ama bulamadım.

Kitap Osmanlı ordusunda görevli ingiliz bir subayın tutmuş olduğu notlardan oluşuyor. Bu bakımdan bir roman akıcılığı beklemeyin. Aslında atılan mermilerin sayısına kadar varan detaylar sizi sıkabilir ama bunlar kitaba taşıması gereken bir özelliği veriyor, aşırı gerçekçiliği. O yüzden kendinizi kaptırdığınızda karşınıza çıkan gerçekler sizi alıp götürüyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap…

16. Savaş ve Barış – Tolstoy: Tolstoyun başyapıtı. Anlatmaya çok fazla gerek yok. Bu tür listelerin hepsinde vardır. Ama ben Rus yazarlar hakkında genel bir yorum yapmak istiyorum, bu adamları çok rahat okuyabilir, çocuklarınıza okutabilirsiniz çünkü ingiliz ve amerikan yazarlarında hissettiğim gizli emeller, bilinçaltına yönelik cümleler bunlarda olmaz. Bu adamlar neyse o, özellikle Tolstoy…

17. Hacı Murat – Tolstoy:
Yabani bir çiçeği uzun uzun tasvir ederek başlıyor bu kitap. Olayın nereye varacağını merak ediyorsunuz, ve sonunda ünlü kafkas kahramanı Hacı Muratla özdeşleştiriyor ve onun destansı hayatını anlatıyor… Özellikle sonu çok başarılı bağlanmış bir kitap. Kitap okumayı sevmeyenler de çok rahat okuyabilir oldukça kısadır.

18. Diriliş – Tolstoy: Tolstoy’un en çok okunan kitaplarından biridir. Hatta Savaş ve Barıştan sonra en çok okunanıdır diyebilirim. İnsanın kendi iç çekişmelerini anlatması bakımından da çok başarılı bir kitaptır.

19. Genç Werther’in Acıları – Geothe: Genç Wertherin Izdırapları diye de geçer. Alman dehanın belki de en iyi ikinci kitabıdır. Konusu aşktır bu kitabın ve sevgili uğruna yapılabileceklerdir. Tarzı da diğer romanlardan çok farklıdır, mektuplardan oluşur hikaye…

20. Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom : Bu kitabı sevmek için Nietsche ya da Freud sevmenize gerek yok. Ya da genel olarak psikolojiyi sevmenize gerek yok. Bu özelliklere sahip olmasına rağmen sıradan okuru da cezbedecek bir kurguya sahiptir bu roman…

21. Sineklerin Tanrısı – William Gerald Golding : Üniversitede ders olarak okutulduğum, zorunlu olarak okutulduğum için de pek bir zevk almadığım bir kitap olmasına rağmen nobel ödülü almış ve arka planda çok ciddi bir analiz barındıran bir kitaptır.

22. Uğultulu Tepeler – Emily Brontë: İngiliz Edebiyatının en çarpıcı örneklerinden biridir. İnsanın özellikle sevgi nefret çıkmazını anlatan bir intikam hikayesi. Türk filmlerinde çokça gördüğümüz “Fakir ama Onurlu Gencin Hikayesi” bu…

23. Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov: Komünizmi kötülerken belki de farkında olmadan ya da bilerek ve haklı olarak kapitalizmi ve İngiltereyi övmesi hoşuma gitmemişti. Ama bu ne Gün olur Asra Bedel kitabını ne de Cengiz Aytmatovu Türk Dünyasının unutulmazları arasına girmesine engel değil. Ruhun Şad olsun Cengiz Aytmatov…

24. Prens – Machiavelli: Kısaca “Devlet nasıl yönetilir?” sorusuna yüzyıllar önce verilmiş cevaplardan oluşur. Bir çoğunun gerçekliğini hala sürdürmesi şaşırtıcıdır.

25. Propaganda Çağı – Anthony Pretkanis ve Eliot Aronson: “İnsanları bireysel ya da kitlesel olarak nasıl yönlendirirsiniz?” sorusuna verilmiş cevaplar ve örneklerle dolu bir kitaptır.

26. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez: Hayatımda okuduğum en ilginç kitaplardan bir tanesi. Sonu da tahmin edemeyeceğiniz kadar farklı. Zaten yazarı da nobel ödüllü, daha ne olsun!

27. Küreselleşme – Zygmunt Bauman: Dünyaca ünlü sosyolog, küreselleşme kavramını enine boyuna irdeliyor. Sosyoloji kitaplarına ilginiz varsa mutlaka okumanız gerekenlerden…

28. İsyan Pazarlanıyor – Joseph Heath ve Andrew Potter: Kapitalizmin geldiği noktayı tamamen farklı bir açıdan bakarak irdeliyor bu kitap, aşırı sosyalistseniz biraz rahatsız olabilirsiniz ama mutlaka okumalısınız.

29.Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali: Günümüzün en popüler kitaplarından bir tanesi. Kitabı sırf hakkında duyduklarım yüzünden okumuyordum, konusunu yapay buluyordum ama kitap hiç bir konuda beni hayal kırıklığına uğratmadı, sizi de uğratmaz. Bir çırpıda bitirilecek bir kitap.

30.Kant’ın Felsefesi – Heinz Heimsoeth: Kitap, felsefe tarihine yeni bir aşlangıç yapan bir efsane. Ama bu efsaneyi kaynağından okumak biraz ağır gelebilir bizim gibi amatörler için. Kant felsefesi hakkında genel bir bilgi sahibi olmak için okunması gereken bir kitap.

31. 1984 – George Orwell: Komünizme sağlı sollu geçiren, 1948 yılında yazılıp 1984 yılını anlatan bilim kurgu kitabı. Yazar dünyaya komünizm hakim olsa nasıl olur tezinden yola çıkarak bir başyapıt ortaya çıkarmış. Orwellin geleceği görmede ne kadar başarılı olduğuna çok şaşıracaksınız!

32. Dört Adalı – Solmaz Zelyüt: Felsefe tarihine damga vurmuş, adalı dört filozofun kuramlarını özetleyen bir kitap. Kitabı okuduktan sonra felsefi konularda keseceğiniz çok ahkamınız olacak!

33. Dönüşüm – Franz Kafka: Bir sabah yatağında böceğe dönüşmüş olarak uyanan Gregor Samsanın hikayesi.

34. Dava – Franz Kafka: Ne ile suçlandığını dahi bilmeden tutuklanan Josef K’nın yenilemez bir sistem karşısında verdiği mücadele.

35. Sıfır Sayı – Umberto Eco: Bir yıl boyunca yayınlanmayacak bir gazetenin hazırlanma sürecinin hikayesi.

36. Satranç – Stefan Zweig : Satrançtan anlıyorsanız tadına doyamayacağınız bir hikaye. Yok satrançtan anlamıyorsanız yine üzülmeyin, ikinci dünya savaşının bireyler üzerindeki etkisini bu kadar iyi resmedecek başka bir hikaye yoktur. Okumanız için bir neden daha, hikayenin yazarı Stefan Zweig bu kitabı yazdıktan hemen sonra karısıyla birlikte intihar etmiştir. Tek seferde okuyacağınız bir hikaye.

37. Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar: Türk aydınlanma hareketinin başından geçen trajikomik olayların mükemmel bir hicivle resmedilmiş hali. Türk edebiyatında tartışmasız bir başyapıt.

38. Hayvanlardan Tanrılara – SapiensYuval Noah Harari : İnsanlığın tarihinin evrim üzerine oturtulmuş masalı. Elinden bırakamayacağınız kadar akıcı ve sizi aydınlanmış hissettirecek kadar bilgi verici.

39. Babalar ve Oğullar – Turgenyev: X Kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı derken jenerasyonlar gelip geçecek ama bu jenerasyonlar arasındaki anlayış farkı mutlaka olacaktır. Baba olmadan önce ve babanızı eleştirmeden önce okuyun.

40. Evren ve Dr. Einstein – Lincoln Barnett: Bize bildirildiği kadarıyla Newton yer çekimi kanunu kafasına düşen bir elma sayesinde bulmuştur, Arşimed suyun kaldırma kuvvetini hamamda yıkanırken. Gerçekte öyle midir acaba, bilimsel gerçekler hep tesadüflerin eseri midir?

Lincoln büyük ihtimal basılı bir halini bulamayacağınız bu kitabında Einstein’ın e=mc² kare formülünün tarihçesini anlatıyor.

41. Don Kişot – Cervantes: Adını duymamış olmanız pek olası değil, yel değirmenlerine saldıran çılgın şövalyenin ismini. Çocuk aklımla belki de tam anlamıyla anlayamadığım, yakın zamanda tekrar okumam gereken bir kitap. Okumadıysanız, büyük eksiklik, okuduysanız bir kere daha okumak için bir fırsat.

42. Hızlı ve Yavaş Düşünme – Daniel Kahneman: İnsanın bilişsel karar alma sürecini inceliyor. Aslına bakarsanız benzer bir kitabı daha önce yazdık ama bu kitap çok daha basit bir şekilde açıklıyor durumu.

43. Homo Deus -Yuval Noah Harari: Homo Sapiens kitabının yazarından yine insanlığı anlatan başka bir kitap. Bu defa geçmişi değil geleceği anlatıyor. Yapay zekanın geleceği nokta, teknoloji ve insanlığın geleceğine dair bir efsane.

Keşfettiğin güzel bir kitap varsa yorum kısmına yazarak bizimle paylaşabilirsin!