Bir Yılda 200 Kitap Nasıl Okunur?

Daha zeki olmanın bir sırrı yok. Okuyun,  çok okuyun.

Herhangi başarılı bir insana sorsanız size böyle bir cevap verecektir. Hatta başarılı olmasına bile gerek yok, sokaktan geçen herhangi bir kişiye sorsanız size kitap okumanın faydaları ve önemi hakkında uzun uzun nutuklar atabilir. Ama ben size bir yılda 200 kitabı rahatlıkla okuyabileceğinizi söylesem, “Hadi lan!” dersiniz. O zaman ben de kanıtlarla gelirim.
Peki nasıl başaracağız bu işi? Şu adımları izleyerek;
1. Başlamadan bırakmayın:
Birisine, günde 500 sayfa okumalısın desek, alacağımız cevap bellidir, imkansız. Zamanım yok, yeterince zeki değilim, kitapları sevmem… Bir sürü bahaneler. Ancak basit bir matematikle bu bahanelerin tamamını yok edebilirsiniz.
2. İşin matematiği:
Bir yılda 200 kitap okumak ne kadar süremizi alır?
Ortalama bir insan dakikada 200-400 kelime okur.
Ortalama bir kitap 50000 kelimeden oluşur.
Şimdi işin detayına gelelim.
200 kitap 50000 kelimeden 10 Milyon kelime eder.
10 Milyon kelimeyi Dakikada 400 kelime okursak 25000 dakika eder.
25000 dakika 417 saat yapar.
Yani bir yılda 200 kitap okumak için ayırmamız gereken süre 417 saat.
417 saati duyar duymaz bazılarınızın beyni dükkanı kapattı tabii otomatik olarak. Çoğumuz haftada 40 saat çalışıyoruz, okumak için 417 saati nereden bulacağız, değil mi?
3. Zamanı bulmak:
Okumak için 417 saati çok buldunuz değil mi? Bakın ortalama bir insan bir yılda kaç saatini neye harcıyor:
Sosyal medyada 608 saat
TV başında 1642 saat
Yani yılda 2250 saati büyük oranda çöpe atıyorsunuz. Bu sürede 1000 den fazla kitap okuyabilirdiniz. Kitap okuma hakkında gerçek şudur ki, her birimiz bir yılda 200 kitabı rahatlıkla okuyabilecek kadar zamana sahibiz. Sadece çok zayıfız, bağımlıyız ve dağınığız.
4. İşe Başlayın
Artık, basit bir matematik hesabıyla seneden 200 kitabı rahatlıkla okuyabilecek kapasitede olduğumuzu ve bunun için yeterli zamana sahip olduğumuzu bildiğimize göre, yapmamız gereken harekete geçmek. Harekete geçerken de şu konulara dikkat edin:
Çevrenizi düzenleyin: Okuma çevresi önemlidir, sizi rahatsız etmeyecek, dikkatinizi dağıtmayacak bir okuma yeriniz olsun.
Alışkanlık edinin: İrade önemlidir. Pes etmeyin ve düzenli okuma alışkanlığı edinmek için iradenizi kullanın. Boş boş tv başında oturmakla en fazla güncel olayları takip edersiniz, bir kitaptan ömür boyu işinize yarayacak bilgileri…
Her fırsatta okuyun: Okumak için belli bir zamanı, yeri saati beklemeyin. Otobüste, evde okulda her yerde okuyabilirsiniz. Tabletinizi telefonunuzu facebook haricinde faydalı işler için de kullanın…
İyi okumalar…

Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti. Orhan Pamuk

Evren ve Einstein (The Universe and Dr. Einstein) – Lincoln Barnett

“Soyut bilimsel konuları popüler bir şekilde sunmaya çalışan herkes bu tür bir denemenin ne kadar zor olduğunu bilir. Kişi ya sorunun özünü gizleyerek ya da okuyucuya yüzeysel açıları veya belirsiz kinayeler sunarak, böylece okuyucuda anlamın yanıltıcı ilüzyonunu uyandırıp yanıltarak anlaşılır olmayı başarır. Ya da tam tersi, sorunun eğitimsiz insanlar tarafından anlaşılamayacak  uzman bir açıklamasını yapar böylece okuyucu konuyu takip edemez ve daha fazla okumaktan uzaklaşır.
Eğer bu iki kategoriyi günümüz bilimsel literatüründen çıkarırsak geriye şaşırtıcı derecede az kitap kalır. Ancak bu kalanlar çok ama çok değerlidir.”

Üstad kitabı bu şekilde değerlendiriyor. Einstein’dan daha güzel bir değerlendirme yapamayız herhalde.
Kitap tıpkı Einstein’ın dediği gibi bilimi sıradan insanlar tarafından anlaşılır kılacak çok ama çok değerli bir kitap. Lise düzeyinde bir kişi bu kitabı çok rahat okuyup anlayabilir ve evren ve temel fizik kanunları hakkında tartışma yapacak, sorgulayacak düzeye gelebilir. Yani, lise bitmeden okunması gereken kitaplar listesinin ilk sıralarına konulması gereken kitaplardan birisidir bu.
Kitap, Einsten’a gerekli değeri vererek ve onun bilim dünyasındaki önemini sadece tarihe damga vurmuş kişilerin heykellerinin bulunduğu Riverside Kilisesinde heykeli bulunan bilimadamları arasında o dönem yaşayan tek bir kişinin, Einstein’ın bulunduğunu belirterek ifade ediyor.
Sonra Einsteinın teorilerinin gelişimi aşamasına geçiyor, kimlerden etkilendiği, neyi değiştirdiği. Işık, kuartz ve evren hakkındaki teorilerin gelişimi ve evrenin başlangıcı bugünü ve geleceği ile ilgili sır dolu teoirileri bir çocuğun bile anlayabileceği bir dille anlatıyor.
Türkçesini bulabilirseniz mutlaka okumanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Ayrıca bu kitabı bana hediye eden değerli meslektaşım Mine ATAŞ‘a tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Eyvallah!

Ceza Kolonisinde – Franz Kafka

Ceza Kolonisinde kitabı, Franz Kafka’nın yayınlanmış ve yayınlanmamış bir dizi anlatım ve hikayelerini içeren bir kitap. Adını, içerisindeki “Ceza Kolonisinde” adlı bir hikayeden alıyor.

Bildiğimiz, Kafka çizgisinde bir kitap. Yani, sıra dışı, karmaşık bilinçaltı ve sistem eleştirisi güzellemeleriyle dolu,  kabus gibi. Kafka bu kitabında size tül perdeler arkasından karmaşık görüntüler resmediyor. Perdeyi her açışınızda biraz geriliyor, biraz karamsarlaşıyor, şaşırıyor ve ürperiyorsunuz.

Kafka, Dönüşüm, Dava ve Babaya Mektup gibi kült eserlerin yazarı. Özelliği, hiç bir kalıba sığdırılamaması ve daha da öne çıkan özelliği kitaplarında size kabusu yaşatması. Kitabı okurken gerileceğinizi, hayata bakış açınızı olumludan olumsuza değiştireceğinize hiç şüphe yok. Anlayacak mısınız? Orası şüpheli.

Eğer Kafkayı anlamak istiyorsanız, kesinlikle bu kitapla başlamamalısınız, işe önce Babaya Mektup kitabıyla başlamalısınız. Eğer azıcık Freud biliyorsanız diğer tüm kitaplarında bu kitabın izlerini bulacaksınız. Ceza Kolonisinde kitabı dahil.

Çakallar ve Araplar

Kitapta bir sürü hikaye var ama bunların arasından en çok ilgimi çeken “Çakallar ve Araplar” adlı hikaye.

Batılı bir gezgin bir Arap kafilesi ile birlikte çölde seyahat ederken mola verilir ve diğerleri uyur uyumaz bir çakal sürüsü gezginin yanına yaklaşır. Araplardan şikayet eder ve kendilerini kurtarması için ona bir makas verirler. Tam bu arada kafilenin başı yanlarına gelir ve çakallarla dalga geçer. Onların önüne bir leş atar ve bu çakalların ne zaman batılı görse hep böyle yaptıklarını söyler, gülüp geçer. Çakallar da leşi afiyetçe yerler.

İlk okuduğumda, Kafka’nın ırkçı bir yahudi olduğunu düşünüp, ne yalan söyleyeyim, hayal kırıklığına uğradım. Sonra, aslında burada sadece Arapları eleştirmediğini, çakalların yahudileri simgelediğini düşünmeye başladım. Araplara karşı elbette bir eleştiri var ama asıl eleştiri yahudilere.

Hikaye, kısa ve basit bir hikaye olmasına rağmen, şu an filistinde olanları düşündüğümüzde her şeyin böyle ,aynı hikayedeki gibi, başladığını anladığımızda çakalların ne kadar yol katettiğini Arapların ise hala araplık yaptığını anlıyoruz.

Hikayeyi okuduktan sonra dizinizi dövmeye başlayabilirsiniz!
(Ha bu arada, Kafka’ya laf yok!)

Ulusların Düşüşü – Daron Acemoğlu & James Robinson

Ulusların Düşüşü, yazarlarından biri Amerikada yaşayan bir Türk Profesör Daron Acemoğlu, bazı milletler refah ve zenginlik içerisinde yaşarken diğerlerinin neden yoksulluk ve yoksunluk içerisinde kaldığı sorusunun cevabını aramak için yazılmış bir kitap. Bu soruya basit bir teori ile cevap veriyorlar ve nerdeyse tüm dünya tarihini kapsayan geniş örnekler yelpazesi sunuyorlar. Bu teoriye geçmeden önce yazarlardan Türk olanı, Daron Acemoğlu’nu bir tanıyalım.

Daron Acemoğlu Kimdir?

Vikipedi’de Acemoğlu hakkında şunlar yazar: ” Kamer Daron Acemoğlu (d. 3 Eylül 1967, İstanbul), Türk-Amerikalı ekonomisttir.[1] Daron Acemoğlu, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) İktisat Profesörüdür. IDEAS/RePEc araştırma veri tabanına göre, “Dünya’daki En Çok Alıntı Yapılan ilk 10 Ekonomist” arasındadır.”
Bir başka satırda; “Ermeni kökenlidir.” ve “1986 yılında Galatasaray Lisesi’ni bitirmiştir.”…

Yani anlayacağınız ekonomi alanında dünyada önemli bir yer edinmiş bir profesör. Soyadına bakarak da övünebileceğimiz birisidir.

Milletler neden çöker?

Gelelim asıl sorumuza daha doğrusu asıl sorunumuza. Acemoğlu ve  Robinsona göre milletlerin çökmesinin tek bir sebebi vardır, onu da şöyle özetleyebiliriz; ” Serbest piyasa ekonomisini gerçekleştirmekte yetersiz kalmalarıdır.”

Tarihteki örneklere baktığımızda başarılı olmuş milletler; fırsat eşitliğinin olduğu, mülkiyet hakkının olduğu ve devlet tarafından korunduğu, rekabetçi bir ekonomik sistemin olduğu toplumlardır. Buna kısaca kapsayıcı ekonomi diyorlar çünkü sistem toplumun tüm bireylerinin ekonomiye dahil olmasını, rekabete girip yenilikçi üretim teknolojileri geliştirmesini ve refah içerisinde yaşamasını sağlıyor.

Başarısız olmuş yoksulluk içerisinde yaşayan milletlerin ortak özelliği ise kısaca serbest ekonomi kurumlarını kuramamış olmaları. Bu sistemlerde;

  • Devlet yönetimi bir kişinin ya da grubun elindedir.
  • Ekonomik sistem bu grubu zenginleştirmek ve toplumun diğer üyelerini sömürmek üzerine kurulmuştur.
  • Bu sistemlerde rekabet ve yenilikçilik düşünülemez çünkü esas olan tek şey yöneten grubun zenginliğini artırmak ve gücü muhafaza etmektir.
  • Bu tür sistemlerde geçici büyümeler, ekonomik iyileşmeler görünebilir ama sürdürülemezler. Zamanla çökmeye mahkumdurlar.

Bu teoriyi ortaya atarken milletlerin başarısız olmasıyla ilgili diğer tüm faktörleri bir kenara atarlar. Örneğin eğitim seviyesi, kültür, coğrafi konum gibi etmenlerin hiç bir önemi yoktur. Esas olan kapsayıcı ekonomik sistemin kurumlarının kurulmuş olmasıdır.

Yani…

Kitapta kendilerinin de değindiği üzere kendilerinki basit bir teoridir. Detaylara girmemiştir ve girmek zorunda değildir. Amaçları soruna basit bir cevap getirmektir.

Ama…

Soruna basit bir cevap getirmekte başarılı olmuşlardır.
Ancak kapsamsız ve yetersizdir.
Kültürün, yer altı zenginliklerinin, yer üstü zenginliklerinin, coğrafi konumun, eğitimin etkisini bir kenara atmak eksikliktir.
Her milletin başarılı olma ve olmama sebepleri farklı olabilir, bu konuya verdikleri cevaplar yetersizdir.

Kapsayıcı ekonomik sistemi önceden kurup diğer mutlu mesut yani refah içerisinde yaşayan milletlerin üzerine çullanan sözüm ona insancıl avrupa medeniyetinin etkisini hesaba katmamak da bir eksikliktir.

Sonuç olarak teoriyi tamamen bir kenara atmıyorum ama eksik olduğunu söylüyorum. Kapsayıcı ekonomik sistem refah içinde yaşayacak bir toplum için gerekli şartlardan sadece bir tanesidir.

Türkiye’de durum

Bu teoriye göre Türkiye hızla başarısız olma yönündedir çünkü ekonomi toplumun tamamını kapsayıcı nitelikte değildir belirli bir grubun tekelindedir ve bu grubu zengin etmek için dizayn edilmiştir.

Özgür basın kontrol altındadır.
Baskıcı bir yönetim vardır.
Gücü bir elde toplama gayretleri en üst düzeydedir ve başarılıdır.
Bu durum geçici bir büyüme sağlayacaktır yalnız, teoriye göre, sürdürülebilirliği yoktur ve çökmeye mahkumdur. (Allah muhafaza)

Son söz

Yazarlarımız ya fazla saf ya da birilerinin kontrolü altındadır. Ancak okumanız için çok sebep barındıran bir kitap.

Senden Önce Ben – Jojo Moyes

Senden Önce Ben, daha önce gazetecilik yapmakta iken mesleğini bırakıp tam zamanlı yazar olmaya karar veren Jojo Moyes‘in dünyada beş milyonun üzerinde satmış romanıdır.

Bir trafik kazasında felç olmuş Will ile, onun bakıcılığını üstlenen, Louisa Clark’ın altı aylık bir süreç içerisinde yaşadıkları duygusal ilişkilerini anlatır.

İnternette yorumlara bakarsanız, mutlaka okumanız gereken epik, lirik, destansı, olağanüstü bir hikayedir. Belki de öyledir. Ama olağanüstü bir roman değil, vıcık vıcık duygu sömürüsü yapmaya çalışan, gayri samimi ve her halinden ticari olduğu belli olan sıradan bir roman. Neden beş milyon sattığını hala anlamış değilim.

Bazıları içerisinde toplumsal bir eleştiri barındıran, belki bir ders vermeye kalkışan küstah kitapları sevmez. Bazıları ideoloji içeren kitapları sevmez. Bu kitapta bunların hiç birisi yok. O yüzden belki o kişiler bu kitabı sevmiştir diye düşünüyorum.

Ama kitap okumak boş zamanları değerlendirmek için yapılan eylem değildir. Kitap okumanın bir amacı olmalıdır, öğretici olmalıdır ve bilimsel bir kitap olsa bile bir derinliği olmalıdır. O yüzden bu kitabı pek tavsiye etmiyorum, zaman öldürme amacınız yoksa tabii.