Sıradan Vatandaşın Gözünden Doğu Akdeniz Sorunu

Gün itibariyle en büyük dış sorunumuz Doğu Akdenizdeki Yunanistan ile yaşadığımız anlaşmazlık. Keşfedileye hazır enerji kaynakları yüzünden doğu akdeniz paylaşılamıyor. Yunanistan kendi sınırlarını çiziyor ki bu Ege denizinin tamamını kapsıyor, Türkiye ise kendi sınırlarını çiziyor.

Konu Yunanistanı çoktan aştı, Fransa bu konuda en önde gelen müdahil ülke. Yunanistanın yanında Türkiyeyi saf dışı bırakmak için elinden geleni yapıyor, buna silahlı destek de dahil. En son kendileri Doğu Akdenize bir uçak gemisi gönderdi.

Yine de Fransa tek başına Türkiyeyi caydırmak için yeterli ikna gücüne sahip değil. Yanlarına aramızın çoktan açıldığı, akdenize kıyı olan tüm ülkeleri aldılar. Bununla birlikte Avrupa Birliği de Yunanistanın tarafında. Velhasıl, yedi düele karşı tek başımızayız.

Gelelim yönetimin tavrına. Geri adım atmayacaklarına dair çok sert açıklamalar bir birini izliyor. Gerekirse bedeli ödeyeceklerini ama asla vazgeçmeyeceklerini söylüyorlar.

Bedel ödeme mevzusu da ayrı bir olay zaten. Sayın Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor, bu bedeli millet olarak hep beraber ödeyeceğiz, elimizi taşın altına hep beraber sokacağız diye.

Kendisi, saraydan, uçaklarından ve en önemlisi de itibardan tasarruf edip elini taşın altına sokmayacağına göre, bu iş de milletin sırtında patlayacak. Halkın ne kadar dayanma gücü kaldı orası ayrı konu, acaba bir krizi daha (zaten krizdeyiz de daha kötüsünü düşünün, mesela doların bir gecede 15 lira olduğunu, maaşların değersizleştiğini vs…) taşıyacak gücümüz kaldı mı?

Sıradan bir vatandaş olarak Doğu Akdenizde hakkımızı aramaya ve bu konuda bedel ödemeye sıcak bakıyorum. Beni korkutan elimize hiç bir şey geçmeden, hakkımızı alamadan bedel ödemek.

Bunu daha önce defalarca yaşadık. İnternet hükümetin dünyaya meydan okuma videolarıyla dolu. Sonrasında olanlar da malum.

Rusyaya meydan okuduk, özür dileyerek ve s400 füzesi alarak milyarlarca dolardan olduk. O süreçte kaybettiklerimiz de cabası.

Amerikaya diklendik, dolar fırladı, bir gecede fakirleştik. Devlet başkanı düzeyinde fırça yiyip hakaret işittikten sonra suları koyverdik. Doların uçması yanımıza kar kaldı.

Şimdi Avrupa birliğine ve Fransaya dikleniyoruz. Olacaklar malum önce sopayı gösterecekler sonra havucu ya da tam tersi. Orası çok da önemli değil. Fransa bizi ne kadar etkileyebilir? Tahmin edemeyeceğimiz kadar etileyebilir.

Olası yaptırım ve savaş sonrası dolar fırlayacak bu Allahın emri ama Fransanın yapabileceği başka şeyler de var. Biliyorsunuz Türkiyenin en büyük ihracat kalemi otomotiv ve renault’un bu ihracattaki payı çok büyük. Türkiyeyi krize sokmak için (ne kadar göze alabilirler bilemiyorum ama) üretimi Türkiyeden çekeceğim demesi bile yeter.

Bir görüşe göre de Fransa burada sadece Yunanistanı korumak amacıyla görevlendirilmiş bir korumadan başka bir şey değil. Yani işin arkasındaki asıl büyük oyuncular başka. Amerika mı dersiniz, rusya mı dersiniz.

Sonuç olarak bu bedelleri ödemeye hazır olsak bile yönetime güvenme konusunda temkinliyiz. Çünkü her fırsatta dik duracağız, diklenmeyeceğiz diyen bu idare sürekli dikleniyor ama asla dik duramıyor.

Yorum yapın