Uçurtma Avcısı – Khalid Hosseini

Uççurtma Avcısı bir dönem bolca reklamı yapılan, tüm dünyada 8 milyonun üzerinde satılan ve son olarak filmi de çekilen bir kitap.

Tüm bu özelliklere sahip olunca, pek roman okumadığım halde beni de cezbetti ve kitabı okumaya karar verdim.

Raflarda yıllarca süren tozlanma sürecinden sonra geçen hafta elime geçti ve okumaya başladım. Beklentilerimin yüksekliği mi desem, Kafka gibi bir yazardan sonra okumuş olma bahtsızlığım mı desem bilemedim. Ama hayal kırıklığına uğradım.

Uçurtma Avcisi

Uçurtma Avcısı, arka planında 1970’lerden günümüze Afganistanı resmeden bir arkadaşlık ve ihanet öyküsü.

Emir zengin bir ailenin tek oğlu, annesini doğum sırasında kaybetmiş. Hasan ise Emirin hizmetçisinin oğlu, ve Emirin arkadaşı. Bu iki çocuk nerdeyse tüm günlerini beraber geçirirler. Emirin babası, Hasanı Emirden farklı görmez ve Emire nasıl davranıyorsa ona da öyle davranır. Ancak Emir babasının ilgisine çok muhtaçtır ve zaman zaman Hasanı kıskanır.

Bu iki arkadaşın en sevdiği etkinliklerden bir tanesi uçurtma uçurmak, uçurtmaların bir birinin ipini kestiği uçurtma yarışmalarına katılmaktır.

Yarış sırasında ipi kesilip yere düşen uçurtmayı bulup almak da uçurtma avı olarak geçmekte ve yarışların en heyecanlı bölümlerinden birini oluşturmaktadır.

Bir gün bu yarışlar sırasında talihsiz bi olay yaşanır ve Hasanın başına kötü olaylar gelir. Emir ömür boyu yardım edebilecekken Hasana yardım etmemenin vicdan azabını yaşar.

Neyse hikayeyi uzatıp spoiler vermek istemiyorum. Hikayeyi neden sevmedim size onu anlatayım.

Kitabı neden sevmedim?

Hikayeyi sevmememin sebeplerinden bir tanesi kurgusu. Mükemmele yakın bir kurgusu var. Ancak bu mükemmellik bence hikayenin doğallığına zarar veriyor.

Görmeye alışık olduğumuz hollywood filmlerinin düzeyine indiriyor. Hani şu sonunu tahmin etmeye çalıştığınız, sizi şaşırtan ve sonunda bu kadar da olmaz dedirten.

Belki bu durum filmler açısından iyi bir durumdur bilemiyorum ama kitap için hiç de uyumlu değil. Bu kadar da olmaz dediğiniz an kitap büyüsünü kaybediyor. En azından benim için.

Bu kitabı sevmememin bir diğer sebebi de Amerikan hayranlığı. Afganistanın durumunu biliyorsunuz, yıllarca taliban diye bir belanın etkisi altında kaldırlar. Güya amerika gelip afganistanı talibanın elinden kurtarıyor.

Bununla da kalmıyor tabii, kitabın her sayfasında amerikam ürünlerinin reklamı yapılıyor. İnanın bana bir hollywood filminde bile bu kadar reklam göremezsiniz.

Son sebep ise, romanlarda dikkat çekmek için görmeye alışık olduğumuz sansasyonel imgelerin bolca kullanılması. Afganistan gibi ülkelerde çocuk tecavüzünün çok fazla olduğunu duymuştum. Ancak bunun roman boyunca gözünüzün önüne getirilmesi çok rahatsız edici. Belki rahatsız olmamız gerekiyordur bilmiyorum ama ben bu tür kitapları sevmiyorum.

Bir cevap yazın

*